|
|
Bitmek tükenmek bilmeyen istekler, işte bizi ayakta tutan beklentiler. Yollun uzun yada kısa olması pek bir şey ifade etmiyor. Gitgide dibe vuran duygularla boğuşurken, her günün ardından el sallarken, sanki eski bir dostmuş gibi. Sonra tekrardan tüm benliğimizle yeni doğacak olan günü hiçlikle tüketmeyi amaçlıyoruz. Bir insan bir günden ne bekler ki, ne değişir ki? Tüketilmiş günler çöplüğünü, en değersiz anların bocalamasını, hesabını kitabını, her şeyini katsak da beş para etmeyen günleri kime satsak. İlk önce değerli mi kılsak şu peş peşe tükettiğimiz ezik büzük günlerimizi, biraz renk katıp, üzerine şanlı sözler iliştirip, bol sıfırlı etiketler koyup, sokaktaki gününü tüketenlere; gel, bak ve tüket! Diye bağırmak mı lazım. Kim ne yapsın senin hiçle tükettiğin günü. Ne zaman Avrupa topluluğuna gireceğiz? Hiçle tükettiğimiz günlerimizi nasıl adamların gözüne baka, baka satacağız. Bol dedikodu, bol eleştiri, bol değersizlik, bol yalan dolan, bol, bol yemek... Evet her şeyi bol, bol tüketirken nasıl, nasıl? |
|
İlk adım değerli kılmak. İstediğiniz her şeyi değerli kılabilirsiniz. Yönlendirmeye ihtiyaç duymadan var olanı, tüketilmekte olanı ve tüm beklentileri değerli kılmak. Ağzımızdan çıkacak her kelime bir değer ölçütü barındırmamalı. İnsanları, günleri, umutları, sevgiyi tüketmeden değerli kılalım. Tüketici değil üretici, yaratıcı, var edici, destekleyici, güzelleştirici olmaya çalışalım. Egosuz olalım. En şanlı, şöhretli değil, en akıllı, en bilgili olalım. Doğruluk, dürüstlük kavramlarının anlamını yitirdiği bu dönemde boş kelimelere takılmayalım. Kendini bilen kelimelere sarılıp, laf salatası yapmaz, gerek duymaz. Gereksiz şeylere, gerek duymadan yaşayalım.
|
|
Temmuz 2002 Nergis Tuncil
|
|
|
|