Düşünmek, varolmaktır.

Dünyayı, fikirler ve fikirlerine inanan insanlar değiştirir.

Kitaplar, filmler, masallar, devletler, yasalar önce düşünüldü, sonra yaratıldılar. 

Sanatçıların çoğu eserini yapmaya başlamadan önce, bitmiş halini zihinlerinde görürler. Bu bir yönetmen veya yazar olabilir.

Kitaplar, başkalarının düşünceleridir. Resimler, başkalarının gördükleridir.

 

 

Düşünmek, boş, boş oturmak, aylak, aylak gezmek demek değildir. Ki bizim içinde büyüdüğümüz ve her birimizin tek başına o kocaman bütünü oluşturduğu toplum; zeki olmayı, akıllı olmayı, çevik olmayı, çok iş görmeyi över ve destekler, ama iş düşünmeye gelince, en yararsız, en boş şey olduğuna inanırlar. Düşünmeden, hayal etmeden hiçbir şey yaratılmıyor. Ki insanı insan yapan, onu diğer varlıklardan ayıran özelliği, düşünmesidir.

Biz neyi düşünüyoruz? Biz neleri düşünüyoruz? Somut, elle tutulur, yediğimiz içtiğimiz, duyduklarımız, üzüntülerimiz, geleceğimiz, sevdiğimiz, para... Benim bahsettiğim düşünmek, bunları düşünmek değil. Benim bahsettiğim plan yapmak, aklındaki fikri somutlaştırmak, yeni teoriler geliştirmek, içinde yaşadığın topluma, kendine bir yabancı gibi bakmak, yorumlamak... Sorun varsa kaynağını bulmak ve çürütmek. Sıfırdan bir şey var etmek.

 

Yaşadığımız toplumun içinde dilencilerden daha zorluk çekenler; düşünen, yaratıcı, planlayıcı ve yoktan birşeyleri var etmeye çalışan, hayallerinin peşinden sürüklenen insanlardır.

 

Düşünerek, planlayarak yaşayan toplumların bugün hangi noktada olduklarını görüyoruz. Herşey hayalle başladı. Hayaller amaçlara dönüştü. İlk önce aynı toplumda yaşayan insanlar birbirlerini desteklediler, birbirlerinin güvenlerini kazandılar. Şuanı değil, hep geleceği düşündüler. Düşündüklerini dünyanın her bir köşesine yaydılar. Ve büyük bir zevkle, itinayla da yaymaya devam ediyorlar. Markalar, sanatçılar, şirketler... Daha ince detayına inersek, köfte ekmek ve asitli meyan kökü suyu dünyanın her ülkesinde, her köşe başında var. Ki tarihte ilk köfteyi bulan biziz. Ama dünyaya köfte ekmek yedirmeyi düşünmemişiz, hayal etmemişiz.

 

Küçük düşünürsen, hep küçük kalmaya mahkum kalırsın. Eğer kendimizin ortaya koyduğu fikirlere değer vermezsek, saçma bulursak daha adım atmadan sonuca ulaşmış oluruz. Bizim toplumsal özelliğimiz, kendimizi düşünmek yerine, başkalarını düşünüyoruz. Olumlu veya olumsuz. Önüne bakmadan yürüyen elbet bir yere tostlar. Ve biz zarar görmemek için hiç hareket etmiyoruz. Bazı şeyleri düşünsek bile ilk darbeyi kendimize indiriyoruz. Kendine yabancılaşan ama çevresinin onayını, desteğini alan, gün geçtikçe renksizleşen ve bir başkasından farkı olmayan insanlar haline geliyoruz. Toplumun içindeki bireyler, kendini feda ederek geçmişten kalan bu sabit kalıbın içine giriyorlar. Renksizleşen bireylerde toplumu oluşturuyor. Buda bir çeşit mutsuzluk yaratıyor. Güzel bir atasözümüz vardır; ''Üzüm üzüme baka, baka kararır.'' Bu atasözü, önce bireylerin sonra toplulukların nasıl birbirine benzediklerini çok güzel anlatıyor. Aynı havayı soluduğumuz insanlarla bir arada olmayı istesek de istemesek de, birbirimizi göre göre kararıyoruz. Ama bu kolay yol. Önemli olan kendimiz olabilmek. Bir başkasına benzemeye çalışmamak. Kendi özgünlüğümüzü sevmek ve ona değer vermek, korumak. 

 

19 Nisan 2003

Yazan: Nergis Tuncil